Bu ay, iş ortamındaki verimliliği ve performansı olumsuz etkileyen psikyatrik bozukluklardan biri olan Yaygın Anksiyete Bozukluğundan bahsedeceğim.


 Bilişsel modele göre, insanlar, kendilerini ve yaşamla ilgili inançları nedeniyle pek çok durumu tehdit olarak algılamaya yatkın oldukları için yaygın anksiyete yaşarlar. İnançlar kişiden kişiye çok farklılık gösterebilir ancak en yaygın olarak ortaya çıkan inançlar, kabul görme, rekabet, sorumluluk, kontrol ve anksiyete belirtilerinin kendisi ile ilgilidir. Kabul görme ile ilgili inançlara örnek olarak, ‘‘ Sevilmediğim sürece ben bir hiçim’’, ‘‘Başkalarını her zaman memnun etmeliyim’’ düşünceleri örnek verilebilir. Rekabet ile ilgili olarak, ‘‘ Eğer bir hata yaptıysam bu tümüyle kaybettiğim anlamına gelir’’ düşüncesi iyi bir örnektir. Kontrolle ilgili olabilecek sayıtlılar için ‘‘Her zaman kontrollü olmalıyım’’, anksiyete belirtilerinin kendisiyle ilgili inançlar için de ‘‘Kaygı belirtileri göstermek başıma gelebilecek en kötü şeydir’’, ‘‘Her zaman gevşek ve rahat olmalıyım’’ gibi örnekler verilebilir.


Kişi bir kez anksiteye geliştirdiğinde, anksiyetinin sürmesine yol açan, dikkat ve davranışlarla ilgili bazı değişiklikler oluşur. Tehdit gibi algılanan ortamlarda, olası tehdit işaretleri seçici dikkatle gözden geçirilmeye başlanır. Örneğin bir grup karşısında konuşma yaparken anksiyete hisseden bir insan, her topluluk karşısına çıkışında insanların yüz ifadelerine bakmaya başlar. Dinleyicilerden birinin camdan dışarıya baktığını görse, ‘‘İnsanlar benim ne kadar sıkıcı olduğumu düşünüyorlar’’ şeklinde bir yorum yapabilir. Yaygın anksiyete bozukluğu olan ve yaptığı her işin mükemmel olması gerektiğine inanan bir kişi, en iyisini yapamayacağı düşüncesiyle işe başlamayı erteleyebilir. Bir süre sonra bu erteleme süreci kendi kendine bir anksiyete kaynağı haline dönüşebilir. Kişi bu sefer yeteneklerini sorgulamaya başlayıp, hiçbir şey üretemediğini görünce ‘‘Ne kadar yeteneksizim’’ diye düşünüp, kendisini daha kötü hissedebilir.


Yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde uygulanan Bilişsel-davranışçı tedavi, kişilere, tehlike ile ilgili olumsuz düşünce ve buna bağlı davranışların nasıl tanınacağını, değerlendirileceğini, kontrol edilebileceğini ve değiştirileceğini öğreterek anksiyeteyi azaltmayı amaçlar.



Uzm. Psikolog Romina Kuyumcuoğlu

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram