Hem bireysel görüşmelerde hem de grup oturumlarında hemen her zaman ilk çalışmamız gereken konu duyguları öğrenmek, farketmek, kabul etmek oluyor. Kelime dağarcığı çok zengin kişilerde bile “Bu durumda ne hissettiniz?” sorusuna aldığım yanıtlar aynı: “Hiiiiiç”, “Güzel”, “İyi hissettim.” Hiçbiri aslında duygu kelimesi olmayan 3 klasik sözcük.


 


İyi haber: “Mutlu oldum, sevindim, heyecanlandım, şaşırdım” gibi olumlu ya da nötr yükleri olan duyguları öğrenmek, farketmek ve kabul etmek çok uzun sürmüyor. Ancak mesele geri kalan kısımda: “Öfkelendim, kırıldım, kıskandım, utandım, nefret ettim, pişman oldum” demek de, farketmek de, kabul etmek de hiç kolay değil.


Bu ay bunlar arasında en zor kabul edileninden başlayalım istedim: KISKANMAK


 


Kıskanmak öyle güçlü bir duygu ki… Aynı anda, kaygı, korku, mutsuzluk ve kızgınlığı tetikleyebiliyor ve bu yüzden hangisi ağır basıyorsa onu yaşadığımızı sanıp, kıskançlığı kolaylıkla yok sayabiliyoruz. Bu yetmezmiş gibi, öyle olumsuz bir yük var ki kıskanmanın üzerinde, bunu kabul edip ifade edecek olsak, bu sefer de bu duyguyu taşıyor olmaktan utanç duyuyoruz. Ne kadar istenmedik, biz de olmayan duygu varsa hepsi kıskançlıkla geliyor.


 


İkili ilişilerde kıskançlığı en çok, bir başkasını kendimize tehdit aldığımızda yaşıyoruz. Eğer,o benden daha güzel, daha çekici, daha başarılı ya da daha akıllıysa benim yerime tercih edilebilir. Yalnızca benim olmasını istediğim sevgi ve ilgiden pay alabilir. Üstelik de bu kişinin gerçekten var olması bile gerekmez. Olması ihtimali bile kıskançlığı doğurmaya yeter. Bu haliyle kıskançlık tam bir savunma, kendi kendimi koruma yöntemidir. Örneğin, sevdiğimin hayatında bir başkasının olabilme ihtimalini düşünüp, onu kıskanarak kendimi erkenden hazırlamaya başlarım. Bu beni kötü bir sürprizle karşılaşmaktan korur. Her an eve bugün bir işaret bulabilecek miyim diye girer, kıyafetinde saç, telefonunda mesaj ararsam bir anda terkedilme ihtimali, vazgeçilmek, hayal kırıklığına uğramak, aldatılmak bana yabancı olur. Kerndimi ben terkedilmedim, tekettim; aldatamadı ben yakaladım hissiyle biraz daha güçlü hissedebilirim.


 


Başka bir tarafı da, bazen bir ilişkiyi sürdürmek benim kendi geçmişim yüzünden çok zor gelebilir. Güvenli bağlar kurmak, birisine kendimi açabilmek, sırtımı yaslayabilmek, onun yasladığı anlarda taşıyabilmek benim için tanıdık değildir. Dolayısıyla ilişkim iyiye gittiğinde ve yavaş yavaş bu güvenle karşılaştığımda, bana çok yabancı sularda gezmeye başladığımdan korkup kaygılanabilirim. Bu ilişki bana ağır gelir. Geçmişteki güvensiz ilişkilerimin tanıdık izlerini bu yeni ilişkimde de aramaya başlarım. Bu arayış hem ilişkiyi tanıdık bir forma sokar hem de üzerimdeki ağırlıktan kurtulmamı kolaylaştırır. Kıskanırım. Aldatıldığıma dair işaretler ararım. Bu kıskançlıkla karşımdakini bezdiririm. İlişkiyi keyifsizleştiririm. Böylelikle bana zor gelen güvenli bir ilişkiyi yaşamak yerine, daha önce de yaşadığım güvensiz ilişkiyi bitirmeye yönelik güçlü bir motivasyon sağlamış olurum.


 


Demek istediğim o ki, eğer bir duyguyu dolu dolu yaşıyor ve ona göre de davranıyorsam aslında bunun hizmet ettiği bir sistem mutlaka vardır. Bu duygu beni içinde bulunduğum olumsuz sistemde tutmaya devam ediyorsa, durup “Neye hizmet ediyorsun sen?” sorusunu sormamın da vaktidir. Bu soruyu srabiliyorsam, duyguyu tanıma ve öğrenmeyi zaten halletmişim, üstüne üstlük adına farkındalık dediğimiz ikinci aşamaya da gelmişim demektir.


 


Duygumun farkına da vardım. Peki ya şimdi ne olacak? Onunla nasıl başedeceğim? Farkındalıktan sonraki aşama, öncelikle kıskançlığın üzerinedeki olumsuz yükleri atmaya başlamak. Kıskançlığın insanın kendine güvenindeki azlık, nevrotiklik olmadığını, doğal bir sürecin parçası olduğunu görüp ona hakkını vermeliyim. Kıskanırken yapmaya çalıştığım bir taraftan da “aşk, sadakat, birliktelik” gibi yüce değerlerimi korumaksa bu gerçekten de kendime güvenmediğim ya da nevrotik olduğum analamına gelebilir mi?


 


Şimdi de sıra duyguyu uygun şekilde ifade etmeye geldi. Unutmamak gerek, kıskanmak ve kıskanç davranmak birbirlerinden tamamıyla farklı şeylerdir. Bu tıpkı öfkelenmek ve saldırgan davranmak gibidir. Nasıl ki kızdığımda bunu uygun şekilde göstermek için birçok yol varsa kıskandığımda bunu ifade edebilmem için de benzer yollar var. Bazen bu yolların önündeki en büyük engel “seven insan kıskanır” gibi tuhaf eşlemeler olabiliyor. Eğer beni kıskanmıyorsa gerçekten sevmiyor demektir deyip, ben ona sevgimi göstermek için her türlü kıskançlık zulmünü yapabiliyorum.


 


Olması gereken, kıskançlığın altında yatan aşk, sadakat, beğenilme isteği, sonsuz birliktelik duygusuna odaklanıp onu gösterecek şekilde davranmak aslında. Karşımdakine değer verdiğimi ifade etmek, beni koruyacak sürprizleri değil ilişkiyi keyifli hale getirecek sürprizlere kafa yormak, beğinilmek için kendimde beğenmediğim yönlerimi kabullenip törpülemek…


 


Şunu unutmamak gerek: Tüm diğer duygular gibi kıskançlık da aslında bunu hisseden, bu duyguyu taşıyan ile ilgili bilgi verir. Bu yüzden onunla karşılaştığımda, bana ne demeye çalıştığını, beni neden koruduğunu, ne işe yaradığını anlamakla yola çıkmalı, sonra da ondan gereken dersi alıp kendi yararıma kullanmalıyım.


Uzm. Psk. Derya Gülterler


Klinik Psikolog


 

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram