Geçtiğimiz ay kendimizde olmadığına inanmak istediğimiz, reddettiğimiz duygulardan biri olan kıskançlıktan bahsettik. Bu duygular az buz değil. Bu ay acaba hangisinden bahsetsem diye düşünüp dururken, hem grup seanslarında hem de bireysel görüşmelerde bir türlü konuşamadığımız “utanç” kendini dalgalar halinde hissettirmeye başladı. O kadar bizde yoktu ki “hayatınızda utandığınız bir anı gözünüzün önüne getirmeye çalışın” dediğimizde, 8 kişilik gruptan 3 kişinin gözünün önüne en az 35 yıllık yaşamlarından bir sahne bile gelmemişti. Oysa ki hepimiz bu duyguyla ayda en az bir defa burun buruna geliriz.

 

Hatırlaması, benimsemesi, paylaşması en zor duygulardan biridir utanç. Çünkü anımsamayla birlikte yeniden başlar insan utanmaya. Bu sebeple de utanç anıları, zihnin en ulaşılması güç bölgelerinde hapsedilir.

 

İnsan utandığı anda, geri kalan herkesten ayrışmış, bir başına kalmış sayar kendini. Bir tek benim başıma böyle bir durum gelmiş olabilir diye düşünmeye başlar. “Başkasının gözündeki ben” imajı sarsılır. Çünkü utanma, başkalarının önünde küçük düşeceğini, bir şeyi yanlış yapmış olduğunu, diğerlerinin ona güleceğini, değersiz bulacağını, onunla alay edeceğini aklından geçirirken hissedilen bir duygudur.

 

İnsanların en çok ne zaman utandıklarını biliyor musunuz? Araştırmacıların söylediğine göre: Sendeleyip düştüklerinde, içeceklerini döktüklerinde, pantalonları yırtıldığında, yolda birden bire arabaları istop ettiğinde, özellerine ait bir bilgi açığa açıktığında, gaz çıkardıklarında, istemeden dikkatleri üzerlerine topladıklarında, karşılarındakinin ismini unuttuklarında… Yani birçok zaman, istenmeden, kontrol edemeden yaptıkları ve belki de gerçekten çok da sorumlu olmadıkları davranışlarda. Bir de son derece olumlu ve güzel şeylerden de utanabilir insan. Yeni bir kıyafet giyip de insanlar ne kadar yakıştığını söylediğinde, üst pozisyondaki birinden yaptığın işten ötürü takdir gördüğünde…

 

Utandıkları şeyler gibi, utançlarını gösterme biçimleri de çeşitlilik gösterebilir: Gözlerini kaçırıp yere bakmak, dudağının kenarını aşağı düşürerek gülümsemek, başını çevirmek, kendi yüzlerine dokunmak, kızarmak…

 

Kıskançlıktan bahsederken de dediğimiz gibi, duyguların da davranışlar gibi bir işlevi var ve o sebeple evrimsel olarak devamlılığını sürdürüyor. Peki insanı bu kadar rahatsız hissettiren bir duygunun nasıl bir işlevi olabilir ki?

 

Utancın en temel işlevi, insanları diğerlerinin yanında her zaman iyi ve kendisini geliştirmeye açık tutması. Utanç aslında gurur duymanın diğer ucunda yer alır. İnsanın kendisiyle gurur duymaya yönelik motivasyonu ise onu her an çabalamaya ve başarılı olmaya iten güçtür. Utanıyoruz ve utanmaktan, bizi utandıracak hallere düşmekten kaçınıyoruz ki gurur duyulacak işler yapabilelim.

 

Bunun yanısıra, utanç aslında istenmeden yapılan hatalı davranışın özürü olarak da işlev görüyor. Yani bundan utandığımızda, etrafımızdakiler bizi daha kolay affedebiliyorlar. Sevilen ve değer verilen olma statüsünü koruyabiliyoruz. O zaman da insanlar bizim utanmaz arlanmaz olduğumuzu düşünmüyorlar.

Hatırlamak istemesek de, ona ilişkin anıları diplere gömsek de utanmak işte tüm bu yönleriyle olumlu bir duygudur. Bu düşünceyle utanç anlarına yaklaşabilirsek, onları gömmek zorunda kalmayız. Unutmamak gerek ki, hatırlayamadığımız şeyleri kontrol etmek ve onların bizi yönetmesine engel olmak ne yazık ki mümkün değil.

 

Uzm. Psk. Derya Gülterler

Klinik Psikolog

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram