Özgüven kişinin kendine olan güvenidir,
benliğini değerli, yeterli görmesidir. Sağlıklı benlik algısı, güvenli
ilişkiler kurmayı ve yaşamın her alanından zevk almayı sağlar. Yaşama sarılma
ve heyecan, aidiyet, hedefler oluşturma ve sürdürme, ilişkilerde güven sağlama
sağlıklı benlik algısıyla birlikte oluşur. Problem çözme becerileri gelişir,
sorunlarla daha etkili başa çıkılır. Aksi durumda özgüven eksikliği,
huzursuzluk, korku, endişe, şüphe, çaresizlik gibi duygu ve düşüncelere sebep
olarak haz almayı engeller.

 

Özgüven gelişiminin temeli çocukluğa dayanır.
Ebeveynin verdiği sözel ya da davranışsal mesajların kıymeti büyüktür. Örneğin
hırslı ve başarıya aşırı önem veren bir ailenin çocuğun akademik hayatına yönelik
tutucu yaklaşımları, çocukta ‘başarılı değilsem ben bir hiçim’ gibi katı ve ‘ya
hep ya hiç’ tarzı tutumların gelişmesine sebep olabilir.

 

Olayları görmezden gelen, sorunlar karşısında
pasif kalan bir ebeveyn bu tutumuyla çocukta ‘sorun çıkarmamak için duygularımı
içimde tutmalıyım’ gibi -meli, -malı’ların gelişmesine neden olabilir.

 

Ne yazık ki bu tutumlar gün geçtikçe güçlenir
ve insan zihnine yerleşir. Atılan her adımda kişi kendini sorgulamaya ve
kendinden şüphe duymaya başlar. Özgüven sarsılır.

 

Diyelim ki 9-10 yaşlarında bir çocuk eve
geldiğinde, arkadaşıyla yaşadığı kavgayı babasına anlatıyor. Bu kavgadan ötürü
üzgün ve belki de biraz kızgın. Kendini kötü hisseden bu çocuk üzerinde farklı
yaklaşımlar farklı etkiler doğuracaktır.

 

Örneğin;

 

Çocuk: En sevdiğim arkadaşımla kavga ettim.

Baba: Neden?

Çocuk: Defterimi aldı, ver dedim vermedi,
benimle dalaştı, sayfalarını yırttı, ben de kızdım.

Baba: Üzülme, alırız sana bir defter daha.

Çocuk: Ama o sırada öğretmen gördü ve bana
uslu durmam için yüksek sesle bağırdı.

Baba: Böyle küçük şeyleri takma kafana, hayat
kısa.

Çocuk: …..

 

Bu örnekte görüldüğü üzere çocuğa verilen
gizli mesaj ‘dert etme, o kadar da büyük bir mesele değil bu başına gelen,
görmezden gel’dir. Bu mesajı alan çocuk anlaşılmadığını hissettiği gibi, dert
ettiği bir olayı aslında dert etmemesi gerektiğine de inanacaktır. Yani kendini
tuhaf hissedecek ve baş edemediği duygularını bastıracaktır.

 

Bir de şu yaklaşıma bakalım;

 

Çocuk: En sevdiğim arkadaşımla kavga ettim.

Baba: Ne? Kavga mı ettin?

Çocuk: Defterimi aldı, ver dedim vermedi,
benimle dalaştı, sayfalarını yırttı, ben de kızdım.

Baba: Sen de ona kızsaydın.

Çocuk: O sırada öğretmen kızdı, ben de sustum.

Baba: Öğretmenin de fazla oluyor artık, bundan
sonra bir şey derse sen de ona bağır.

Çocuk: …..

 

Bu örnekte çocuk anlaşılmadığını hisseder ve
üstüne üstlük babasının dürtüsel ve agresif önerilerini yapmamış olduğu için de
yetersizlik hissine kapılabilir, çünkü doğru yolun o olduğuna inanır. Halbuki
çocuğun derdi birilerine haddini bildirmek değil, anlaşılmak ve
sahiplenilmektir.

 

Son olarak da şu yaklaşıma bakalım;

 

Çocuk: En sevdiğim arkadaşımla kavga ettim.

Baba: Üzülmüş olmalısın, ne olduğunu anlatmak
ister misin?

Çocuk: Üzüldüm hatta kızdım da. Defterimi
aldı, ver dedim vermedi, benimle dalaştı, sayfalarını yırttı.

Baba: Kızmakta haklısın. O sana ait bir defter.
O sırada yapabileceğin birşey var mıydı?

Çocuk: Her şey bir anda oldu, o esnada
öğretmen de bana kızdı, ben de utandım, cevap bile veremedim.

Baba: Bazen ani olaylarda ben de utanıyorum ve
hareketsiz kalıyorum. Kötü hissetmiş olmalısın. Peki ne yapmak istersin bu
konuda?

Çocuk: Arkadaşımın özür dilemesini istiyorum
bir de bir an önce barışmak.

Baba: Gel düşünelim neler yapabileceğini.

Çocuk: 🙂

 

İşte özgüvenini yapılandıran, anlayışlı ve
destekleyici bir iletişim. Çocuk anlaşıldığını hissettiği gibi olumsuz
duyguların sadece kendisine ait bir şey olmadığını fark eder. Dolayısıyla tuhaf
bir birey olmadığını anlar. En önemlisi desteksiz hissettiği bir anda babasının
empatik, yol gösterici ve şefkatli tutumuyla desteklenir.

 

Özgüven yaşam enerjisinin en önemli yakıtıdır.
Küçük yaştan itibaren anlaşılmak, duyulmak, olduğu haliyle kabullenmek kendilik
imajını güçlendirir. İletişimsizlik, çatışma, öfke, bastırma, görmezden gelme
gibi tutumlar çocuğu yaşamın güç ve keskin taraflarına hazırlamaz. Aksine olayları
görmek, anlamak ve olaylara farklı bakış açılarıyla farklı çözümler üretmek
kişiliğin gelişmesini ve bireyin kendi

ayakları üzerinde durmasını sağlar.

 

 

 

 

                                                                                  
Uzman Psikolojik Danışman

                                                                                   
Derya Gazel

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram