Bu ay sizlerle hemen herkesin üzerinde çok düşündüğü, bizim de hemen her terapi yaklaşımında farkındalığı arttırmanın önemi üzerinde durduğumuz duygulardan bahsedeceğim.

Duygu, bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimidir. Sekiz tane duygu kümesi tanımlamıştir; Öfke, üzüntü, korku, zevk, sevgi, şaşkınlık, iğrenme ve utanç.

Kişinin yaşadığı duyguların sonuçlarını kontrol edebilmesi için önce duygularını fark etmesi ve kabullenmesi gerekir. Aksi taktirde duygularımız bizi kontrol edecektir. Duyguları fark etmek ve kabul etmek, onları zekamızın, mantığımızın ve ahlak anlayışımızın idaresine vermektir.

Duygularımızı kabul etmek her zaman kolay bir şey değildir. Duyguları ifade etmeyle ilgili en büyük engel yine bir duygu olan suçluluktur. Suçluluk hissettiğimiz için duygularımızı ifade edemeyebiliriz. Oysa duyguların yanlış ya da uygunsuz olmadığını, o duyguyu hissetmenin bir nedeni olduğunu kabullenmek duygularımızı doğru ifade edebilmemizin temelini oluşturacaktır.Çünkü o duyguyu hissetmekle, duygumuz nedeni ile eyleme geçmek arasında önemli farklar vardır.Birine cinayet işleyebilecek kadar öfke hissetmekle, cinayete teşebbüs etmekle aynı şey değildir.

Duygularımız kişilik özelliği değildir. “Bu benim kişiliğim, o nedenle diğerleri buna gore davransın” Duygu ve davranışlarımızın sorumluluğunu almamaktır. Davranışlarımızı etkileyen duygular, davranışlarımızın sorumluluğunu da başkalarına yüklememize sebep olabilir. Bu nedenle çözümü başkalarında ararız. Başkalarını sorumlu tutma veya suçlama yerine o duyguyu hissetmiş olmanın sorumluluğunu alma ve neden hissettiğini araştırma, bu duyguyu bir rehber olarak kullanma, hem insanın kendisini tanıması (düşünceleri, ihtiyaçları ve tekrar eden davranış kalıplarını anlama)  hem de ilişkilerinde daha yapıcı olması açısından gereklidir. Bunun yanı sıra bir başkasının nasıl hissettiğini ve ne düşündüğünü tam olarak bilemeyebiliriz, bilmemiz daha muhtemel olan kendi duygularımızdır.

Başkalarının duygularının sorumluluğunu alan kişiler de vardır. Bu kişiler kendilerine aşırı ve gereksiz yüklenmiş olabilirler. Her zaman karşıdaki kişinin sorumluluğunu almaya çalışmak yani bir başkasının işini de üstlenmeye çalışmak gereksiz bir yüktür. “Onu üzdüm”, “onu öfkelendirdim” diyerek karşı tarafın hissettiklerinin ve yaptıklarının kendinizle ilgili olduğunu düşünmek hem sizin, hem de karşı tarafın yaşamı için olumsuzluklar yaratır.Böyle bir durumda duygu yükümüzü paylaşmak önemlidir. Hep yardım isteyen kişiye karşı her zaman güçlü, dayanıklı, yardıma hazır olmak yerine, yani onların duygularını da kendi üzerine almak yerine, kendi sorunlarımızdan ve bunlara yönelik duygularımızdan bahsetmek gerekir böylece duygu yükünü azaltılmış oluruz.

Bu tür yüklenmeler bir sure sonra “fedakarlık” olarak adlandırılarak, karşılık beklemeye döner. İlişkilerin bozulmasında en temel nedenlerden biri haline gelir.

Öfke kendimize itiraf etmesi daha güç olan veya farkındalık oluşunca baş edemeyeceğimizi düşündüğümüz başka duygularımızın saklandıkları daha emniyetli gibi gelen sığınak gibi olabilir. Bu nedenle bir çok diğer duygumuzu öfke olarak tanımlama ve davranmöa eğiliminde olabiliriz. Çünkü öfkeli olma durumundan çıkarak,asıl duygumuzu keşfedince, baş etmesi daha da zor bir durumda kalacak olabiliriz.Karşılanmamış ihtiyaçlar öfke kaynağı olabilir. Öfkelenip karşımızdaki kişiye bağırmak veya benzer bir tepki vermek, ondan neye ihtiyaç duyduğumuzu anlamak ve bunu ondan istemekten daha kolay bir çözümmüş gibi görülse de öfkemizin sadece üzerini örter. Yani ihtiyacımızı fark edemeyiz ve gerçek bir çözüme ulaşamayız.

Bazı kişiler için ise öfkeli olmak daha tercih edilebilirdir. Bunun nedeni ise kendilerini daha az kırılgan ve daha fazla güçlü hissetmeleridir. Böylece incinmiş veya korkmuş olduklarını başkalarına fark ettirmemiş olurlar.

Duygular terapide fark edilmesi ve ifade edilmesi en önemli olan kavramlardan biridir. Duygularının farkında olan ve bunları ifade eden kişi  ruhsal açıdan daha tatmin edici bir yaşam sürer. O yüzden insanın kendi duyguları üzerinde farkındalığının artması ve bunun üzerinde çalışması önemlidir. Enstitümüzün sürdürdüğü terapi süreçlerinde sevgi diye bahsettiği duygunun öfke, öfke sandığı duygunun üzüntü olduğunu fark eden ve duygularını tanımayı ve ifade etmeyi öğrendiği için çok daha anlamlı yaşamayı beceren danışanlar bunun sadece aile yaşamlarına değil, iş yaşamlarına da da önemli katkıları olduğunu dile getirmektedirler.

Uzm.Psikolog Romina Kuyumcuoğlu

 

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram