Bu yaz oldukça sık yolculuğa çıktım. Süreleri uzun olmasa da, yurt içi ve dışında birçok yer gördüm. Yolculuklar sırasında insanları izledim. Gittiğim yerlerde ise her şeyi gözlemlemeye çalıştım. Tüm bu süreçte bir kez daha önemli bir şeyi fark ettim: Çok az şey biliyorum. Çok şey bildiklerini iddia edenlerin aksine her yeni öğreti, her yeni yer bana ne kadar az şey bildiğimi gösteriyor. Bunların bir kısmını merak ediyor ve öğrenmeye çalışıyorum. Çocuklara öğretmediğimiz, dolayısıyla büyüklerin de bilmediği şeylerin başında: Görüleni, duyulanı merak etme ve araştırma geliyor. Zaten çok meraklı çocuk ve büyük sevilmez değil mi?

İnsanların yolculuklarda bekleme sürelerini nasıl geçirdiklerini izleyin. Çok az insan kitabını okuyor, yine az sayıda kişi bilgisayarda, kalanlar ise sadece diğerlerine bakıyor. Gereksiz ve yüksek sesle telefonla konuşanları saymıyorum bile.

İlk kez gittikleri yerde sadece fotoğraf çekenler var. Aslında çevrelerine bakmıyorlar bile. Gördükleri şey makinenin kadrajı ile sınırlı kalıyor. Makinenin ardından o kadar çok bakıyor ve gittikleri yeri başkalarına göstermek için anı toplamaya çalışıyorlar ki, kendileri orayı göremiyorlar. Aslında fotoğrafını çektikleri şeyin sadece adını bildikleri, duydukları ve önemli olduğunu düşündükleri için oradalar. Fotoğraflarını çekip, yeni yere gitmeye çalışıyorlar.

“Gereksiz şeyleri merak etmek” ailelerin sık sık çocuklarına yönelttikleri bir suçlama. Peki, gereksiz olanlar nedir? Kime göredir ve kim belirler? Her şeyi öğrenmek mümkün değil. Ama unutmayın merak olmasa, ilgi olmasa hiç bir şeye başlanamaz. Emek olmasa başlanan şey devam edemez. Devam etmeyen şeylerin ise sonuçları olmaz. Bildiklerimizi değil, bilmediklerimizi düşünmek için zaman ayırmak iyi olmaz mı?

Prof.Dr. Bengi Semerci 

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram