Her hangi bir olay karşısında çeşitli duygular ortaya çıkar. Bazen bir kaç duygu birlikte olabilir. Ortaya çıkan duygu olumlu ise üstünde çok durmayız. Ancak olumsuz bir duyguysa, çoğu kez olumsuz olduğunu hissetmemize karşın isimlendiremeyiz. Oysa olumsuz duyguyla baş edebilmek için onu isimlendirmemiz ve anlamlandırmamız gerekir.


 


Kaygı, kişinin olabilecek ve istenmeyen bir olayla ilgili bilinçli olarak endişe duyması ya da gerçek ve o an olan bir durumdan korkması olabilir. Korku ve kaygı yakından ilintilidir. Ancak korku, gerçek bir tehdit karşısında gösterilen fonksiyonel bir tepkiyken kaygı daha yayılmış bir duygudur. Bazen de mevcut ya da gelecekte ortaya çıkabilecek bir tehdit durumu karşısında gösterilen nedensiz ya da aşırı bir tepkidir. Kaygı gelişimsel olarak uyum sağlayan bir davranışı engellediği ya da kısıtladığı zaman rahatsızlık verici olmaya başlayabilir. Örneğin 6 ay ile 3 yaş arası bir çocuğun annesinden ayrılırken kaygı yaşaması, 3 yaştan sonra bu kaygının giderek azalması beklenen ve gelişimsel olarak normal karşılanabilecek bir durumken bir ergen için bu durum bir sorun olarak kabul edilir. Çünkü ergenin gelişiminde gerekli olan yalnız hareket edebilme ve eğitim sürecini olumsuz etkiler.Erişkin içinse ciddi bir sorun olur.


 


Kaygı durumunda normal uyaranlar bile kaygı duyan kişi tarafından “tehdit edici” olarak algılanabilir. Örneğin fazla hareket ettikten sonra meydana gelen kalp atışlarındaki hızlanma beklenen bir sonuçtur. Normalde kişi bu durumu “dinlenmem gerekir” şeklinde karşılar. Oysa  bu konuda bir kaygısı olan biri tarafından bu durum “kalp krizi geçiriyorum” şeklinde değerlendirilebilir. Diğer yandan fazla hareketten sonra nefes almada sıklık gibi başka belirtiler de olabilir. Ama kaygısı olan kimse bu kaygıyı çağrıştıran uyaranları özel olarak seçebilir. Bu da kaygının çözümlenmeden sürekli olmasına neden olur.


 


Kaygının gelişimi oldukça karmaşıktır. Birçok etmenin söz konusu olduğu bir süreçtir. Kaygı oluşumuna ilişkin çeşitli teoriler vardır. Örneğin, Barlow’un modeline göre korku ve kaygı herhangi bir tehdit durumuna hazırlıklı olmamızı sağlayan ve bizi zarar görmekten koruyan doğal ve normal tepkilerdir. Buna göre kaygı duymak insanı tehdit karşısında, savaşmaya veya kaçmaya hazırlar. Tehdit edici bir durum olmadığı halde bu tepkiyi vermek ya da gerekli tepkinin çok üstünde tepki vermek normal değildir. Örnek vermek gerekirse; yılan çoğumuz için görüldüğünde korkutan, görebileceğimiz bir yerdeysek de temkinli olmamızı sağlayan bir kaygı uyandıran bir hayvandır. Bu bizim yılanın vereceği zarardan korunmamızı sağlayan doğal bir tepkidir. Ancak yılanın bir fotoğrafını gördüğünde aynı tepkiyi veren ya da kaygısı çok yükseldiği için pikniğe, ormanda yürüyüşe gidemeyen biri için durum farklıdır. Çünkü bu noktada kaygı uyumumuzu sağlayan bir duygu olmaktan çıkmış, sorunlu davranışlara neden olan ve günlük hayatımızın akışını etkileyen bir tepkiye dönüşmüştür. Bir başka model ise bu teoriyi biraz daha genişletmiş ve içine fizyolojik, bilişsel ve davranışsal öğeleri de eklemiştir. Bu öğeler temel olarak birbirinden bağımsızdır ancak aynı zamanda birbirleriyle etkileşim halindedir. Fizyolojik öğeler kalp atışının hızlanması, kasların gerginleşmesi ve solunumun sıklaşması gibi tepkilerdir. Bilişsel öğeler içinde kaygı verici düşünceler, endişe hali veya tehlikeyi işaret eden yorumlardır. Davranışsal boyutu ise tehlike ve tehdit olarak algılanan ve dolayısıyla kaygı uyandıran durumu önleme veya bu durumdan kaçmadır. Bu durum şu şekilde örneklenebilir: Bir topluluğa sunum yapma fikri sizde kaygı uyandırır, çünkü aklınızdan “Şaşırırsam rezil olurum” ya da“Herkes bana bakacak” gibi düşünceler geçer. Bunları düşündüğünüzde kaslarınız gerilir, kalp atışınız ve solunumunuz hızlanır. Bu nedenle siz sunum yapmanızı gerektirecek dersleri, seçmezsi ya da sunum yapmanızı gerektirecek işlerden uzak durursunuz. Bu modele göre doğal olmayan kaygı durumu bu öğelerin bir ya da bir kaçındaki bozulmalar sonucu ortaya çıkar. Daha sonra da birbirleriyle etkileşerek kaygı durumunu artırırlar.


Hangisi geçerli olursa olsun ve kaç yaşında olursanız olun kaygı, fark emeniz ve baş etmeniz gereken bir durumdur.


 


Prof.Dr.Bengi Semerci

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram