23-30 Eyül tarihleri arasında Uluslararası Film Festivali gerçekleşti. Bilimsel sempozyumun yanı sıra çok farklı ülkelerden filmler gösterildi. Gösterilen filmelerin hemen hepsini görebilmenin yanı sıra bir çoğunun yönetmenleri ve oyuncuları ile konuşma fırsatı bulabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum.

Festivalin teması gereği filmler, çekildikleri ülkelerinin acılarının seslerini yansıtıyordu. Yansıttıkları sesler, her filmin yönetmeninin, senaristinin o sesi algıladığı şekle girmiş ve oyuncularının ses tonu ile şekillenmişti. Filmden duyduğum sesle, o sesleri film haline getirenlerin duygularını birlikte dinlemek farklı duygular uyandırdı.

Çocukların bile savaştığı, dünyanın gözleri önünde en büyük soy kırımın yaşandığı Ruanda’yı anlatan Kinyarwanda filminin başrol oyuncularından olan Edouard Bamporiki filmini ve ülkesini anlatırken göz yaşlarını tutamıyordu. En büyük amacının ülkesinde bir “Barış Festivali” yapmak olduğunu ve destek istediğini söylediğinde, ben de filmin sesine katılarak “gelecek nesiller için evet” dedim. Yaşanan acılar giderilemze, travmalarla baş etmek zor ama gelecek nesillere acının aktarımı tedavi edilebilir.

Plaza Mayo’da hala kayıplar için gösterilerin sürdüğü Buenos Aires, Arjantin’den gelen ve yaşı (73) nedeni ile geçmişi iyi bilen yönetmen Rafael Filipelli, Kaçırma ve Ölüm adlı filmi ile politika ile ahlaki ideoloji arasındaki farkı ortaya koyarken izlemek Arjantin’in seslerini dinlemekti. Onunla sohbet etmek ise yaşam arzusu, herşeye rağmen mutlu olmaya çalışmak ve insana dair duyguları hissetmekti.

Tüm dünyanın tanıdığı ünlü aktör  Rade Serbedzija ,oğlu yönetmen Danilo Serbedzija oradaydılar. Rade,  90’ların başında, Yugoslavya’daki savaşlar sırasında,  ünlü Makedonya filmi “Yağmurdan Önce”de rol almış. Dünya izleyicisi oyuncuyu, “Görevimiz Tehlike 2”, “Aziz”, “Gözü Tamamen Kapalı”, “Batman Başlıyor”, “Kapışma”, “Kara Şövalye”, “Stigmata” gibi ünlü Hollywood filmlerden ve “CSI Miami”, “24”, “South Pacific”, gibi hit dizilerden tanımaktadır. Festivalde 72 saat filmi ile vardı. Ama kendisi ve ailesi ile tanışınca doğru tarafta olmak için, barışa gönül vermek için, insanların öldürülmesine, işkenceye karşı olmak için milletinizin, etnik kimliğinizin değil ne kadar insan olduğunuzun önemli olduğunu anlıyorsunuz.

Festival boyunca daha bir çok öykü vardı. Hukuk ise filmlerin yansıttığı acıları, hesaplaşmaları, gerçekleri başka bir dille tartıştı. Mısır’dan Kore’ye, Şili’den Almanya’ya, Yunanistan’dan Amerika’ya uzanan hukuk adamları kendi ülkelerini, deneyimlerini anlattı. Ve herkes geçmişle hesaplaşmanın kendimizle hesaplaşarak başlaması gerektiği konusunda hem fikir oldu. “Ben neredeydim? Ne yaptım? Belki de en önemlisi ne yapmadım?” sorularına yanıt bulmak ilk adım olmalıydı.

Benim panellerimin nasıl geçtiğine gelince, benim kelimelerimle değil de bir izleyenin anlatımı ile vermek istedim.

PSİKİYATRİ VE SİNEMA

Uluslararası Suç ve Ceza festivali kapsamında gerçekleştirilen; Suç ve Ceza Bağlamında Sinema ve Psikiyatri Panelinde konuşan Muhteşem Yüzyıl’ın yönetmeni Yağmur Taylan “sanat, ancak köprü yapılarak geçilecek bir yerde uçmayı hayal etmektir” tanımlamasını yaparak, sinemanın ve psikiyatrinin iki iddialı alan olduğunu söyledi. Taylan sinemanın psikiyatriyi kullanmasının bir gerçek ve gereklilik olduğunu belirterek,bu kullanımın sinemacının hayalleri doğrultusunda olması gerektiğini ve gerçeği yansıtmasının gerekmediğini ileri sürdü. Buna karşın Psikiyatrist Mustafa Bilici yanlış bilgilendirmelerin hastaları damgaladığını ve gereksiz umutlar yarattığını söyledi. Prof.Dr. Mert Savrun sinemanın en sık kullandığı temalardan birinin Seri Katiller olduğunu belirterek, seri katillerin profillerinden bahsetti. Sinemanın vurguladığının aksine her suçlunun psikiyatri hastası olmadığını vurguladı. Paneli yöneten Prof. Dr. Bengi Semerci ise insana ilişkin bütüncül bir bakışı olan sinema ve psikiyatrinin bir birlerinden yararlandığını, ama sinemanın yıllarca psikiyatriyi bir cezalandırma aracı, psikiyatrisleri ise yetrsiz ya da suça yardımcı gösterdiğini ekledi. Panelin sonunda sinemanın eğitim vermek zorunluluğu olmadığını ekleyen Semerci, yinede sinema, dizi yapımcıları, gazeteci, sağlık muhabiri gibi çok kişiye ulaşan kimselerin bilgiyi sunarken dikkatli olması gerektiğini aksi halde suç ve ceza sınırının gündeme geleceğini; biz bilgiyi nereye kadar ve nerede paylaşabiliriz? Sorusunun düşünülmesi gerektiğini zira hepimizin sınırları bilmesinde yarar olduğunu ifade etti.

AŞK BİR SUÇ MUDUR?

Citylife Sinemaları dün farklı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı tarafından bu yıl ilki düzenlenen ‘Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’ kapsamında gerçekleştirilen ‘Aşk Bir Suç mudur?’ konulu panelin konuşmacıları arasında ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz, yazar Ahmet Ümit ile Selim İleri vardı. Paneli yöneten Prof. Dr. Bengi Semerci, festival süresince toplumların geçmişleri ile hesaplaşmalarının konuşulduğunu, insanların da kendileri ile hesaplaşarak aşka ilişkin hataları ile yüzleşmeleri gerektiğini söyledi. Semerci, aşkın beynimizle ilgili olduğunu, geçici bir algı bozukluğu ve körlük oluştuğunu, bu durum geçtikten sonra devam edenin gerçek sevgi olduğunu anlattı. Yazar Ahmet Ümit, Prof. Dr. Bengi Semerci’ye katılmadığını belirterek “Aşk acı çekmektir, köpekliktir. Aynı anda birçok insana duyulabilir ve ulaşılamadığında adına aşk denir. Kavuşma da evliliktir ve makarna paylaşmaktır” dedi. Ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz ise aşkın hastalık olduğunu, sanatsal anlatım için çok uygun bir kavram olması nedeni ile kullanıldığını söyleyerek aşkı anlamaya değil, yaşamaya çalışmak gerektiğini ileri sürdü. Yazar Selim İleri de eski Türk romanlarından örneklerle yasak ve suç sayılan aşkları anlattığı konuşmasında, aşkın asla suç olamayacağını, aşk için ölünebileceğini ama kendisinin asla aşk için ölmek istemediğini, aşk için yaşanması gerektiğine inandığını söyledi. Selim İleri panel yöneticisi Semerci’ye Karl Marks’ın bile aşkı daha uçuk anlattığını ve ondan bile duygusuz olduğunu söyleyerek takıldı. Bengi Semerci yanıt olarak aşkın mutluluk olduğunu ama edebiyatçı ve sinemacıların duyguları abartarak insanları olanaksız belirtilere sokmasının doğru olmadığını anlatıp, suçun aşkta değil, aşkı bu hale getiren insanlarda olduğunu vurguladı. Selim İleri bu sözler üzerine “çaktırmadan beni tedavi ettiniz” sözleri paneli izleyenleri güldürdü. Panelin sonunda tüm konuşmacılar ortak bir bitiş cümlesinde karar verdiler: Sanat aşkı abartır, uçurtur. Bilim ayakları yere bastırmaya çalışır. Başaramazsa aşk suçu olur, hukuk devreye girer.

Prof.Dr.Bengi Semerci

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram