Geçtiğimiz yıl Nexum Creatine, dünya kadınlar gününe özel olarak,
kadınların sosyal medya kullanım oranlarını erkeklerinki ile kıyaslayan bir
infografik hazırlamıştı. Grafiği hatırlayalım: Kadınlar sosyal medyanın belli
başlı siteleri olan facebook, twitter, pinterestte erkeklere oranla çok daha
aktif kullanıcılar. You-tube ise eşit oranda kullanılıyor.

 

Ben de son aylarda, bu sitelerdeki
kadınların, çoğunlukla da annelerin neler yaptığını, neler paylaştığını takibe
aldım. Bir süre önce “çocuk mu kariyer mi”yi konuşurken, kadınların hem anne,
hem çalışan, hem eş, hem de aktif sosyal medya kullanıcıları olmaları inanılır
gibi değil. Sadece durum bildirimleri ya da fotoğraf paylaşmıyorlar. Aynı
zamanda blog yazıyorlar, araştırmalar yapıyorlar, birbirlerinin bloglarını
takip edip geri bildirim veriyorlar, etkinliklere katılıyorlar, etkinliklerde
röportajlar yapıp onları da takipçilerine sunuyorlar. Bu yolla, merak ettikleri
alanın uzmanlarına da çok daha hızlı ulaşıp, doğru yanıtları birinci ağızdan
elde edebiliyorlar. 21. yüzyılın kadınlarının on parmağında onbir marifet.
Gazetecilerin, araştırmacıların işlerini ellerinden almaları an meselesi
J

 

Kadınların aynı amaçla, sosyal
medya üzerindeki tanışıklıkları dışarıdaki toplantılara, eğitim gruplarına da
yansımaya başlıyor. Eğer çalışmıyorsa bile, kadın çocuğu ile eve hapsolmuyor.
İnternetin ucundan dünyadaki tüm diğer kadınlara bir pencere açılıyor.
Yalnızlıktan, kendi kendine baş etme çabasından kurtulup yaşama daha çok dahil
olabiliyor. Yaşama dahil olmak ise, insanı depresif hallerden, kaygılardan
uzaklaştırmaya başlıyor.

 

Beni bu konuda düşündüren sadece
bir şey var: Kadınlar da sosyal medya bağımlılığına sürükleniyor olabilirler
mi? Takibe aldığım annelerin, günün büyük bir çoğunluğunda attıkları twittler
ya da paylaştıkları fotoğraflar bazen onların internet başında yaşadıklarını,
hayatlarını başkasının gözünden izleyerek sürdürdüklerini ve çocukların da zaman
zaman bunun nesnesi hale geldiklerini görmeme sebep oluyor. Ayşe’nin, Ali’nin
annesi olmak ve kendini bunun üzerinden tanımlamak, çocuğun her anını bir
magazinci edasıyla fotoğraflayıp, durumunu paylaşmak çocukla annenin ilişkisini
uzun vadede aslında çok derinden etkiliyor. Çocuk kendi hayatının mahremiyetini
kaybederken, annenin kendi arzularının nesnesi olmaya başlıyor.

 

Bunun yanısıra, annelerin kendi
aralarındaki sürekli paylaşımları, uzmanların buna dahil olup sürekli
aktarımları gerçek bir temellendirmeden uzak, kafa karıştırıcı bilgilerin de
hızla yayılmasını beraberinde getiriyor. Örneğin son zamanlarda, öyle çok
annenin doğal ebeveynlik, organik yaşam derken çocuklarıyla birlikte uyumaya
başladıklarını, bunun da uzmanlar tarafından aktarıldığını yazdıklarını gördüm
ki… Bir başka annenin tavsiyesi, uzmanın derin açıklamasından çok daha samimi
geldiği için bu kervana başka annelerin de katılması birkaç dakikayı aşmıyor.
Ya da son derece iyi niyetle, katıldığı seminer sonrası tüm anneleri
bilgilendirmeyi isteyen bir anne, otizmli çocuklardan “otistikler” diye
bahsederek yazdığı yazısını bloğunda paylaşıp yüzlerce takipçisinin zihninde,
bizim uzun zamandır silmeye çalıştığımız çocuğu yaftalama halini bir anda yok
edebiliyor. Farkına bile varmadan…

 

Umarım, bahsettiğim araştırmanın
bu seneki sonuçlarına yakında ulaşabiliriz. Ama ne yazık ki bize, bu kullanımın
yarattığı etkileri gösterebilecek araştırmalar dizayn etmek pek de kolay değil.
Bunları, uzun vadede yaşayarak öğreneceğiz.

 

Uzm. Psk. Derya Gülterler

Klinik Psikolog

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram