Bu ay sizlerle iş ortamındaki verimliliği ve performansı olumsuz etkileyen psikiyatrik bozukluklardan biri olan sosyal fobiden bahsedeceğim.  Sosyal fobi, sıklıkla ergenlik döneminde başlar ve kalabalık ortamlardan çok, küçük gruplarda başka insanlar tarafından incelenme korkusu çevresinde gelişerek, sosyal ortamlardan kaçınmaya neden olur. Bazen toplum içinde yemek yeme, toplulukta konuşma veya karşı cinsle ilişkiler sırasında gibi belli durumlarda ortaya çıkarken, bazen aile çevresi dışındaki tüm sosyal ortamlarda ortaya çıkacak biçimde yaygın olabilir. Sosyal fobi, genellikle düşük benlik saygısı ve eleştirilme korkusu ile birliktedir. Kişinin yüz kızarması, el titremesi, bunaltı veya ani tuvalete gitme ihtiyacı gibi yakınmaları olabilir. Sosyal fobinin temel özelliklerini üç başlıkta toplayabiliriz.


1-      Sosyal bağlamda diğer kişiler tarafından incelenme ve yargılanma korkusu.


2-      Küçük düşme, utanç duyma olasılığı olan koşullarda belirgin ve sürekli performans korkusu.


3-      Korku duyulan koşullardan kaçınma.


Bu korkulan koşullardan en sık rastlananlar; başkalarına tanıştırılma, yetkili kişilerle tanıştırılma, telefonda konuşma, bir işi yaparken izlenme, şaka yapılma, tanıdıklarla birlikte yemek yeme, restoranda yemek yeme, başkalarının önünde yazı yazmaktır.


Araştırma sonuçları, sosyal fobinin ciddi ve yaygın bir bozukluk olduğu göstermektedir. Tedavi edilmediği durumlarda toplumsal ve bireysel önemli kayıplara yol açar. Bu denli ciddi ve yaygın bir ruhsal bozukluk olmasına karşın sosyal fobinin tedavisinde birinci engel, hastaların psikiyatriye başvurmaktan kaçınmalarıdır. Sosyal fobinin doğasında var olan utangaçlık ve olumsuz değerlendirilme korkusu, kişi için yardım alma davranışını engelleyen bir etken olur.


Sosyal fobisi olan kişiler, olağan kişilerarası geribildirimleri diğer kişilere kıyasla daha olumsuz değerlendirirler. Kişilerarası etkileşimlerde olumsuz örnekleri daha fazla hatırlarlar, sosyal durumlardaki becerilerini küçümserler ve bu eğilimlere uygun bilişsel (düşünce) hatalar yaparlar. Örneğin: “herkes bana gülecek”, “herkes ne kadar aptal olduğumu düşünecek”, “ne kadar beceriksiz olduğum anlaşılacak”, “bu sunumu yapamayacağım ve rezil olacağım’’gibi.


Tüm bu belirtiler kişinin girişimci ve aktif olmasını engeller, grup çalışmaları içinde fikirlerini ve önerilerini ifade etmekten kaçınmasına neden olur. Bunların sonucunda kişi sahip olduğu potansiyelini kullanamaz, karşısına çıkan fırsatları kaygısı nedeniyle değerlendiremez. Kişinin bütün kaçınmaları hem iş alanında hem de özel yaşamında kayıplara neden olur. 


Bilişsel-Davranışçı Terapi (BDT) sosyal fobinin tedavisinde çok etkili bir terapi yöntemidir. BDT’de kişinin kaçındığı, korktuğu sosyal durumlar saptanır. Kişinin bilişsel hataları değerlendirilir ve yeniden yapılandırılır. Kişi anksiyete yaratan durumlarla adım adım yüzleştirme sürecinden geçirilir ve kaygıları azaltılır. Bütün bunlar yapıldıktan sonra sosyal becerisi eksik olanlarla ya da bu eksik olduğu inancına sahip olanlarla, sosyal becerilerin geliştirilmesi üzerinde çalışılır. Sosyal etkileşimde aktif dinleme, göz teması, sözlü iletişim becerileri gibi uygulamalı bir eğitim, sosyal becerilerin yeterliliğinde önemli düzelmeler sağlamaktadır. Kişinin sosyal becerileri arttıkça insiyatifi de artar. Bunun sonucu gerçek potansiyelini yaşamının her alanında gösterebilir.


Uzm.Psik.Romina Kuyumcuoğlu

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram