Murathan Mungan’ın “Kimdi Giden?” şiirini bilir misiniz? Bence ayrılıklara dair meseleyi en güzel özetleyen şiirdir o. “Kimdi giden kimdi kalan, giden mi suçludur her zaman?” diye başlar ve aslında kalanın da giden kadar  sorumluluğu olduğunu ( hatta belki de daha fazla) söyleyerek bitirir. Bu ayki “Psychology Today” dergisini okurken sık sık çınlattım Mungan’ın kulaklarını. Sizinle de dergide ayrılıklara dair yazan bilimsel bulguları paylaşmak istedim.


İlişkileri bitirmek zordur; çünkü bir kimseye ayrılmak istediğinizi söylerken onun duyduyu şey “sevilmeye değer olmadığı”dır aslında.


Son günlerde yapılan bir araştırmaya göre 13-17 yaşları arasındaki ergenlerin %24’ü için mesaj ya da mail gibi yazılı bir biçimde ayrıldığını söylemekte hiçbir sakınca yok.  Standarford Üniversitesi’nden sosyolog Clifford Nass, insanların özellikle de sosyal yeterlikleri kısıtlıysa yüzyüze ayrılığı söylemekte zorlandıklarını söylüyor.


Ayrılıkların en iyisi, karşınızdaki kişide kabul ve en az ruhsal hasar yaratanıymış. En az ruhsal hasardan kastedilen de ilişkinin mutlu hatıralarını mahfetmeyecek ölçüde bir üzüntü yaratmasıdır. Ayrılmanın bu noktadaki en karmaşık yanı, bir zamanlar insanın en derinlerdeki ihtiyaçlarını karşılayan kişiye kendini ya da kendinizi değersiz hissettirmemek. Eğer kişi kendini reddedilmiş hissediyorsa ve gittikçe değersizleştiriyorsa beyin fonksiyonları da tıpkı bir alkol ya da madde bağımlısının çekilme semptomlarında olduğu gibi tepkiler vermeye başlıyor.


Rytgers Üniversitesi’nden Helen Fisher tam da bu konuda uzun uzun araştırmalar yapan bir isim. Çalışmalarında şunu bulmuş: Ayrılığın hemen ardındaki gün ve haftalarda, eski sevgiliyi düşünmeye başlayan kişilerin beyinlerinin belli bölümleri her zamankinden farklı tepkiler vermeye başlıyor. Bu bölgeler kokain ya da nikotin bağımlılarının bu maddeleri bulamadıklarındaki uyarı veren bölümleri aynı zamanda. Bağlanma ve büyük acılar yaşandığında aktive olan bölgeler.


İşin içine bağımlılık girdiği noktada “bağlanma kuramlarını” ikinci planda bırakmak olmaz.  Bizler bağlanmayı temelde “güvenli” ve “güvensiz” bağlanma diye iki alt birimde ele alıyoruz. Eğer bebekliğinizden beri size bakımveren kişiler (anneniz, bakıcınız vs.) sizinle güvenli bir ilişki kuruyor, ihtiyaçlarınızı karşılıyor, ne zaman ihtiyacınız olsa yanınızda olabileceklerine dair bir rahatlık sağlıyorlarsa  güvenli bağlanmanın temelleri atılmış demektir. Bebekliğinden itibaren güvenli bağlanarak yetişme şansını bulmuş olan kişiler, yıllar sonra sevgililerinden ayrılırken de bunu çok acı verici ve kendilerine olan güvenlerini sarsıcı bir şey gibi ele almıyorlar. Elbette ki, biten bir ilişki üzücü oluyor; ama hayatlarının sonu olmuyor, onları bu ilişkinin bitişi elden ayaktan düşürmüyor.


Güvensiz bağlanan kişilerse ayrılmaları son derece öfkeli bir şekilde karşılıyor ve asla bu ayrılıktaki paylarına ilişkin sorumluluk kabul etmiyorlar. Çoğunlukla da durumu akışına bırakıp, hayatlarını bundan bağımsız sürdüremiyorlar. Ya defalarca eski sevgiliye dönmenin peşinde oluyor ya da hemen kendilerine sorgusuzca yeni bir sevgili buluyorlar.


“Psycology Today” dergisinin Şubat 2011 sayısında en iyi şekilde ayrılabilmenin 12 kuralından bahsetmiş Elizabeth Svoboda. Gerçekten ayrılmanın iyisi olur mu bilmem ama ben de aklınızın bir ucunda kalsın diye sizlere özetleyeceğim :


1.       Ayrılmayı istemenin sorumluluğunu alın


2.       Ayrılığı yüzyüze görüşmenizde söyleyin


3.       Onurlu bir bitiriş yapın


4.       Dürüst olun


5.       Klişelerden uzak durun


6.       Adım adım hataları saymayı bırakın


7.       Ayrılıyor olmanız net olsun, açık kapı bırakmayın


8.       Birlikte paylaşılan güzel anıları hatılayın


9.       Onun  düşüncelerine itiraz edip, karşı çıkmayın. Saygı duyun


10.   Onu dünyanın en kötü insanı haline getirmeyin


11.   Ayrılıktan duyduğunun acıyı saklayıp, gizlemeye çalışmayın


12.   Ruh eşinizi kaybetmişsiniz gibi düşünmekten uzak durun


 


Biz hep bir ilişkiye başlamanın zor olduğunu sanırız. Halbu ki tüm bu bahsettiklerimize bakacak olursak, sağlıklı bir şekilde bitirmek nerdeyse başlamaktan bile zor.


Tüm bitişlerin, yeni güzel başlangıçlar için bir fırsat olması dileğiyle… 


Uzm. Psk. Derya Gülterler


Klinik Psikolog


 

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram