Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de çocukluk ve ergenlik dönemlerinde öğrenciler birçok sınava girmek zorunda kalırlar. Sınavlar belli bir eğitimi tamamlamak için gereklidir, zaman zaman da bir eğitime başlamak için atlanması gereken bir aşama olur. Bunun yanı sıra, sınavda gösterilen performans ileride alınacak eğitimin derecesini ya da potansiyel iş kollarının çeşidini ve kalitesini belirler. Bütün bu nedenler ülkemizdeki öğrencilerin lise ve üniversite sınavı gibi yüksek bir kaygı kaynağı ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.


Kaygı, gündelik hayatın olağan bir parçasıdır. Baş edebildiğimiz zaman, kaygı daha verimli çalışabilmemiz için olumlu etki yaratabilir. Baş edilebilecek kadar baskıyla sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürülebilir. Ancak kişinin üzerinde baskı yapan talepler, onları karşılama yeteneğinden fazla ise, kaygının olumsuz etkileri yaşanmaya başlanır.


Sınav kaygısı, öğrencinin sınavla doğrudan ilgisi olmayan düşüncelerini arttıran, yoğun bedensel uyarımlara yol açarak dikkati bölen, böylelikle verimli çalışmayı, öğrenmeyi ve öğrenilenlerin etkili biçimde kullanılmasını güçleştiren, yoğun bir uyarım durumudur.


Kaygı üç düzeyde kendini gösteren engelleyici bir durum olarak ifade edilir. Bunlar; fizyolojik, düşünce ve davranış düzeyindeki değişimlerdir.


       Fizyolojik düzeyde; çarpıntı, ateş basması, kulaklarda uğultu, nefes darlığı, yutkunmama, titreme, kekemelik, midede kasılma, baş ağrısı vb. durumlar yaşanmaktadır. Bu evrede sempatik sinir sistemi devrededir.


       Düşünce düzeyinde, panik duruma yol açabilecek olumsuz düşünceler, hayaller, imgeler, kuruntular ortaya çıkmaktadır.


       Davranış düzeyinde ise birey, kaygısıyla ilişki içinde olan ‘‘olay’’dan kaçınma ya da kaçma davranışı göstermektedir.


 


Bireyin, kendisine ve başkalarının kendisini nasıl gördüğüne ilişkin endişesi sınavdaki durumunu etkilemektedir.


       Bireyin kendisine ilişkin endişesi; kişinin sınav başarısı ile kişiliğinin değerini eşdeğer görmesidir.


       Gelecekle ilgili endişeler; kişinin gelecekteki mutluğu ve başarısını sınavlara bağlamasıdır.


       Hazırlanamamakla ilgili endişeler; kişinin sınavlara yeterince hazırlanamama düşüncesine sahip olmasıdır.


       Bedensel tepkiler; sınavlarda yaşanan bedensel sıkıntı ve rahatsızlıklardır.


       Zihinsel tepkiler; sınavlardaki zihinsel karmaşıklık, dikkatsizlik, çevreye aşırı duyarlılık, korku, panik durumlarıdır.


 


Aşırı düzeyde bir kaygı, öğrenmeyi olumsuz yönde etkilediği, çok düşük düzeydeki kaygının da öğrenmeyi güçleştirdiği, yapılan araştırmalarla belirlenmiştir. Orta düzeyde bir kaygı ise öğrenmeyi olumlu yönde etkilemektedir. Genelde yüksek kaygılı öğrenciler, düşük düzeyde kaygılı öğrencilere göre daha fazla başarısız olurlar.


Sınav kaygısı olanlar sıklıkla mükemmeliyetçidir. Küçük bir hatayı tam bir başarısızlık olarak yorumlama eğilimleri vardır. Performanslarının mükemmel olacağına inanmadıkları aktivitelerden kaçınmaya yatkınlardır. Kendini aşırı derecede eleştirme sık izlenir. Bunlara ek olarak, daha fazla ve sık  onaylanmaya  ihtiyaç duyarlar.


Sınav kaygısının oluşmasında, bazen temel faktörler göze çarpmaktadır. Bunların başında sınav kaygısı üreticisi olarak ailenin beklentileri ve baskı düzeyi ilk göze çarpanlardandır. İkinci olarak da okulun beklentileri ve politikaları ile bireysel ve karakteristik özellikler önemli faktörler olarak öne çıkar.


 


Kişide aşırı kaygı meydana getirerek onun başarısız olmasına neden olan, öğrenilecek materyalin çok zor olması değil, o olayın kendisi için taşıdığı anlamdır. Birey, sınavda bilgisinin ölçüldüğünü değil, kişiliğinin ölçüldüğünü düşünerek gerçekçi olmayan inançlar geliştirmektedir.


 


Her ne şekilde olursa olsun, sınav kaygısının öğrencinin duygusal ve akademik yaşantılarına olumsuz etki eden ve düzeyi arttıkça psikiyatrik sorunlara yol açan bir olgu olduğu gözden kaçırılmamalıdır.


 


Bengi Semerci Enstitüsü olarak çocuk ve ergenlerin sınav kaygılarına Bilişsel Davranışçı Terapi ile destek olup, sınavlara yüklenen anlamı ve sınav ile ilgili çocuğun olumsuz düşüncelerini ele alma ve yeniden yapılandırma, sınav öncesi ve sınav esnasında hissedilen kaygı ile nasıl başa çıkılacağı, gevşeme teknikleri ve sınavlarda zaman yönetimi gibi konular üzerinde çalışılmaktadır. Bunun yanı sıra, terapi sürecinin en önemli amaçlarından biri de, çocuk ya da ergen görüşmesinin yanında, aile ile de görüşülerek anne ve/veya babanın çocuğu kaygılandıran yanlış yaklaşımlarının saptanıp düzeltilmesidir. Çocuğun kaygısı ile başa çıkabilmeyi öğrenmesi, hem akademik performansına hem de yaşam kalitesine olumlu bir şekilde yansıyacaktır.


Psikolog Romina Kuyumcuoğlu

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram