“Henüz 7 yaşında. Çok karanlık bir evde yaşıyorlar. Babası gittikten sonra, annesine felç gelince eve bakan kimse de olmadığından elektrikler kesik. Bir küçük erkek kardeşi bir de o var annesine bakacak. Konu komşu destek olmaya çalışıyor. Her gün birkaç kap yemek geliyor, para koyuyorlar biraz da ceplerine. En sevdiği şey annesinin anlattığı masallar. Onları dinleyerek uyuduğunda tatlı rüyalar görüyor.


Sosyal Hizmetler haber alıyor bu durumu. Bu çocukların bakıma ihtiyacı var, yurtlara almalıyız diye düşünüyorlar. Çocuk Ruh Sağlığı’ndan değerlendirmesi isteniyor. Bir insan çiz diyorlar çocuğa. Bir kız çocuğu çiziyor, 15 yaşında. Rengarenk kabarık etekleri var. Masal ülkesinde. Her taraf yemyeşil, allı morlu çiçeklerle bezeli. Çok mutlu resimdeki 15 yaşındaki kız. Bir iyilik perisi gelse ve dile benden ne dilersin dese, ne ister bu resimdeki 15 yaşındaki kız diyorlar. Annesinin de tıpkı diğer çocukların anneleri gibi bir kez olsun onu okula getirebilmesini diyor.


Bir dizi değerlendirmeden sonra karar veriliyor: Bu çocuklar anneleriyle çok mutlu. Ondan ayırmak olmaz. İyisi mi biz, onlara evlerinde maddi destek verelim. İhtiyaçlarını karşılamak için eve bir görevli gönderelim. Anneye de bir tekerlekli sandalye verirsek, gelip okulun “masal annesi” olabilir.”


Öğrencilik hayatımın en etkili yaşantı örneğiydi bu. Bir çocuğun anneye olan ihtiyacının ne kadar temel ve aslında ne kadar da basit olduğunu içime kazıyan bir örnek.


Eğer anneyseniz, bazen yalnızca orda olmanız ve varlığınızı hissettirmeniz yeter.  Onun için her şeyi yapamayabilirsiniz, ama ona gülümseyebilirsiniz. Ona sarılabilirsiniz. Onu dinleyebilirsiniz. Onunla şarkı söyleyebilirsiniz. Ona masal anlatabilirsiniz. Aldığınız oyuncaklar, gönderdiğiniz kurslar, verdiğiniz hediyeler kendinizden verdiklerinizin, paylaştığınız sevginin yerini tutmaz. 


Bu anneler gününde bunu bir kez daha hatırlatmak istedim…


 


Uzman Psikolog Derya Gülterler

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram