İlişki kurmak kendini bilmekten başlar. Çünkü aslında biz dünyayla ve başkalarıyla ilgili her ne biliyorsak kendimizden biliriz.

İnsan son derece zeki, mantıklı, duyarlı olsa bile kendini bilmekten çok uzakta olabilir. Eğer doğduğunuz andan itibaren etrafınızdakiler size dünyayı kendi yanlı(ş) ilişki kalıplarıyla tanıtıyorlarsa, kendi kendinize doğru kalıpları bulmanız ömrünüzün büyük bir kısmını alabilir. Tabi eğer şanslıysanız… Kendinizin ve diğerlerinin farkına varamadan ömrü tüketmek de mümkün.

Ben sizlere bu ay “Nasıl oluyor da kendimizle buluşmaktan aciz olabiliyoruz?” kısmını anlatacağım. Kasım’da ise başkalarıyla buluşmanın önündeki engel ilişki kalıpları yer alacak bu bölümde. Hepsini arka arkaya koyduğumuzda yazının ana başlığına ilişkin daha büyük bir farkındalık ortaya çıkacak diye düşünüyorum.  

            Kendine Diren-me!

Kendine direnen insan yaşadığı durumlar karşısında ne hissettiğinin, neye ihtiyacı olduğunun ayırdında değildir. Yani yaşadığı duyguları ya bir başkasına yansıtır, ya diğerinin söylediklerini olduğu gibi içine alır, ya enerjisini kendine döndürerek aslında başkasına yapmak istediklerini kendi kendine yapar, ya amaçtan sapar, ya da sanki dünyada bir tek kendi varmış da başka kimsenin bir önemi yokmuş gibi bireyselliğini ayyuka çıkarır. Bunun en net ifadesi kişinin aslında kendi kendine duyarsız olmasıdır.

Eğer bunları farkında olarak yapıyor, bu ilişki biçimlerini seçimli olarak kullanıyorsa “bir bildiği vardır” diyoruz ve bunların kişinin bir şekilde işine yaradığını düşünüyoruz. Ama eğer bu ilişki biçimleri seçimsiz ve istem dışı kullanılıyorsa o zaman bu kişi “nasıl oluyor da ilişkilerim yolunda gitmiyor anlayamıyorum” diyen biri haline gelmiş demektir.

Kendine direnen insanın ilişki kalıplarını biraz tanıyalım:

Yansıtma: Yansıtan insanlar aslında kendilerinde kabul etmedikleri ya da olmasını istedikleri özellikleri başkalarına atfederler. Cümleleri çoğunlukla sen diye başlar: “Sen beni sevmiyorsun, kızgınsın bana…”

Çiğnemeden Yutma: Çiğnemeden yutan insanlar, kendilerini yok edercesine karşısındakinin söylediklerini tartmadan kabul eder. Kalıplaşmış değer yargıları vardır. Cümleleri hep –meli / -malı ile biter: “Ailemin onaylamadığı biriyle evlenmemeliyim.”

Enerjiyi Kendine Yöneltme: Başkalarına kızdığı zaman başı tutan, kendini alkole vuran, odasına kapanıp dışarı adımını atmayanlar bu gruptandır. Başkasına olan öfkesini kendinden çıkarır.

Amaçtan Sapma: Tam da çok önemli bir konuyu konuşurken, espri yapıp akşam ne yesek diye düşünmeye başlayan insanlar amaçtan sapanlardır. Kendisi ile ilgili aklına gelenler onun canını sıkıyor ya da üzüyorsa, bir anda başka bir konuya geçip önceki konuyu rafa kaldırıverir.

Ayrışamama: Başkalarına sınır koymakta zorlanan, ben-sen sınırı net olmayan kişilerin ilişki biçimidir. Asla yalnız kalamaz. Bağımlıdır, çoğunlukla çaresizliği oynar.

Duyarsızlaşma: Duyarsızlar çoğunlukla etraflarında olan bitenin farkında olmaz. Sanki birçok olayı birlikte yaşamamışsınız gibi ona neler olup bittiğini anlatmanız gerekir. Hayatları çoğunla heyecandan yoksundur.

İşte tüm bu anlattıklarım insanın kendi kendine direnme biçimleridir. Kendisi ile ilgili edinebileceği bilginin önündeki engellerdir. Hepimiz zaman zaman bunları seçimli olarak kullanırız. Çünkü o sırada en çok işe yarayan, kendimizi koruyan ilişki biçimi odur. Ama eğer bu kalıplar farkına varmadan kullanılmaya başlamışsa, artık kedinizi tanımaktan uzaklaşmışsınız demektir.

Önümüzdeki ay, başkalarıyla ilişki kurmanın önündeki engellerle görüşmek üzere…

Uzm. Psk. Derya Gülterler

Klinik Psikolog

 

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram