Aralık ayını ha kıyamet koptu ha kopacak derken, bir Aziz Nesin
hikayesi tadında yaşadık. 21 Aralık’a neden inandık sorusunun “Biz Türkler…”
diye başlayan birçok yanıtı olabilir. Ancak işin en ilginci çeşitli
senaryolarla kıyametin kopacağına tüm dünyanın inanmış olması. Ölüm tehdidi,
öylesine evrensel korkuları tetikliyor ki, bir anda yaş, eğitim, bunca yıllık
tecrübenin yönlendirdiği mantıksal düşünce duyguların karşında bloke
olabiliyor.

 

Kıyamet söylentileri ortaya atıldığında da, yoğunluklu olarak 3
farklı tepki ile karşılaştık. Bir grup gerçekten kıyametin kopma ihtimalini
dile getirerek ya da getirmeye utanarak, yoğun bir endişe yaşadı. Bunların
arasında, Şirince’ye gidenler de var, gidemeyip evinde uykuları kaçanlar,
Aralık ayını yoğun kalp çarpıntıları ile geçirenler, ayın 21’ine kadar dikkati
daha bir dağınık olup sebebini bulamayanlar da var. Mantığı bunun gerçek olmama
ihtimalini öne sürse de, “ya olursa…” diyen tarafını susturamayanlar… Bu
kişiler aslında hayatlarının genelinde hızla paniğe kapılan, yeme-içme, uyku
düzenleri stresli durumlarda hızla etkilenen bireyler. Hayatı hep bir parça
daha heyecanlı yaşayıp, birilerinin onları sakinleştirmesine ihtiyaç duyanlar…
Genellikle, baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, sebebi bulunamayan sızılarla
uğraşmaya meyilli olanlar…

 

Bir diğer grubun hayatında kıyamet söylentilerinin etkisi milli
piyangonun çıkması ihtimalinden daha büyük değildi. Bu konuda iki çift laf
edip, 22 Aralık ve ötesine planlarını her günkü ciddiyeti ile yapmaya devam
ettiler. Onların genel olarak daha soğuk kanlı, gerçekçi, değişen durumlara,
ihtimallere ayak uydurmakta daha az zorlanan kişiler olduklarını söylemek
mümkün. Çoğunlukla yaşamlarında daha gerçek zorlukları görmüş ve atlatabilmiş
olmaları muhtemel.

 

Son bir grupsa, bu kıyamet senaryoları ile çok eğlendi. Bitmek
bilmeyen espriler, sürekli bunun üzerine eğlenceli sohbetler, Şirince’ye
gidenlerle dalga geçmeler… Kıyametin kopma ihtimali bu grubun hayatında da
ciddi bir yer aldı. Buna mesai harcadılar. Endişelerinin farkına varmadan, çok
tipik bir savunma mekanizması ile mizaha döndürüp, duygularının üzerini
örtüverdiler. Endişe ne kadar fazlaysa, gülüp eğlenip yokmuş gibi davranmaya
duyulan ihtiyaç da o kadar fazlaydı.

 

21 Aralık 2012, hayatımızın içinden kısacık bir gündü; ama
hayatımızın geneline ilişkin her kriz durumu gibi çok şey söyledi.

 

Önümüzde daha çok kıyamet günleri olacak. Nasıl yaşadığımızı fark
edip yola devam etmek de mümkün, kıyametin kopmayacağı yeni şehirler aramak da…

 

 

Uzm. Psk. Derya Gülterler

Klinik Psikolog

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram