İş yaşamınında duyguya yer olmadığı söylenir.Bunu söyleyenler “duygu” kelimesinin anlamını “zayıflık” olarak algılarlar. Çünkü iş yaşamında duygulara yer verirsek, doğru ve kesin kararlar alamayız diye düşünürler. Oysa duygular insan olmanın bir parçasıdır ve duygulardan tam olarak arınmak mümkün değildir. Duygularını tanımlayamama ve dile getirememe bir gelişimsel sorundur ve tedavi, terapi gerektirir. O zaman iş yaşamında duygulardan arınmak değil, duygularımızı tanımak ve onları kontrol edebilmek amacımız olmalıdır.


 


DUYGU NEDİR?


 


İnsan biyolojik bir varlıktır. Çevre tarafından şekillendirilir ve duyuları aracılığıyla dünya hakkında veri toplayarak bu verileri bütünleştirir.  Duygunun en basit tarifi uyaranların oluşturduğu öznel duyumdur. Çevreden gelen uyaranlar algılanır,bu algıya bazı sinirsel ve hormonal yanıtlar oluşur. Bu durumu uyandıran koşula bir ad veririrz ve verdiğimiz ada göre de dışarıya ifade ederiz. Verilen ad ise kişiden kişiye değişebilir. Aynı durum karşısında farklı algılar oluştuğunda, duygunun adı ve dışa vurumu da farklı olacaktır. Örneğin iş yerinde denetleme olacağı haberi A kişisi için “Şimdi sırası değil, işlerim aksayacak, öfkeliyim” cümlesini kurdurabilirken, B kişisinin algısı farklı olabilir. “Nihayet başarılarımı gösterme şansım oldu” düşüncesi onun sevinç duymasına, “Ya eksiklerim olursa, keşke daha çok hazırlansaydım” diyen C kişisinin ise kaygı duymasına neden olabilir. Bu duygular onların ortaya koyacakları davranışları etkileyecektir.Öfkeli olan düşmanca davranırken, sevinç olan olumlu yaklaşak, kaygılı olan ise süreçten kaçınmaya çalışacaktır. Duygular insan için gereklidir. Duygular,kişinin yaşama kabiliyetini belirler. İyiye yaklaşma, kötüden uzaklaşma gibi davranışsal yanıtlarımızı duygular sağlar. Çeşitli eylemler için bizi hazırlar.Davranışlarımızı duygular şekillendirir.Sosyal etkileşimimizi düzenlerken, sözel olmayan iletişimimizi kolaylaştırır. Ayrıca duyguların yaşantımıza renk katarak, yaşamayı değerli kıldığını unutmamak gerekir.


 


TEMEL DUYGULAR


Her insanın sahip olduğu temel duygular vardır. Bunlar; Mutluluk,korku,kızgınlık (Öfke),şaşırma,tiksinme ve üzüntü olarak sıralanabilir. Bu temel duygular sosyal iletişimde belirgin olan duygulardır. Bu duyguların oluşturduğu yüz ifade biçimleri benzerlik gösterir. İnsandan insana, hatta ırkdan ırka ve kültürden kültüre fark yoktur. Fark bu duyguların dışa vurum şekillerinde yani davranışlardadır. Utanma,gurur,mahcubiyet,suçluluk gibi duygular ise sosyal duygular olup, kültürler arası farklılıklar gösterir. Bu duygular sosyal davranışları düzenler.


 


Temel duyguların en açık ifade ediliş şekli yüz ifadesidir. Yüz ifadeleri hızlı iletişime olanak sağlar. Başkalarının duygusunu yüz ifadesinden yorumlamamız bizim ve karşıdakinin davranışını düzenler. Duygu ifadelerini tanıma becerisi çok erken dönemlerde başlar. Yenidoğanlar bir kaç gün içinde  mutluluk, üzüntü ve şaşkınlık ifadeleri ayırt edebilir Ama duyguların  en doğru ifade ediş şekli sözel ifade olmalıdır. Duygularımızı ifade edebilmemiz için öncelikle o duyguların farkında olmamız ve kabullenmemiz gerekir. Oysa insan özellikle olumsuz duyguların kendisinde olduğunu Kabul etmeme eğilimindedir.


 


DUYGULAR BEYİNLE İDARE EDİLİR, KALBLE İLGİSİ YOKTUR


 


Her ne kadar duygularımızı kalbimize bağlar ve duygusuz bulduklarımızı kalpsizlikle suçlarsak da, duygularımız beyinle idare edilir. Duygulara söz konusu olduğu zaman beynin limbik sisteminin içinde yer alan amigdala (şekli neden ile latince badem) öne çıkar. Hem bir duygunun bizde yarattığı fiziksel tepkinin yönetiminde hem de duygusal anıların depolanmasında çok önemli bir işlevi vardır. Bizi duydularımıza göre harekete geçirmeye, davranmaya iter. Onun bu etkisi beyin tarafından bir süzgeçten geçirilse de bazı durumlarda süzme işlemi etkisiz kalır ve biz harekete geçeriz. Duygusal sistem öylesine güçlüdür ki, düşüncenin hatalı olması ya da olmaması hiç fark etmez, ortaya mutlaka bir duygu çıkar. Bunun oluşturduğu davranış bizi koruyucu olabileceği gibi, yanıltıcı da olabilir. Bir tehlike ile karşılaştığınız zaman “korku” duygusu mantıktan önce aktive olur ve kaçarsınız. Bu yaşamınızı kurtarabilir. Ama bazen mantıksız olduğunu bildiğiniz halde korku duygusu sizi davranıştan alıkoyar. Fobiler bunun en güzel örneğidir. İş yaşamınız için çok önemli olduğu halde, mantığınız güvenli olduğunu söylese de siz korkunuz nedeni ile uçağa binmiyorsanız sorun başlamıştır.


 


Duyguların Kontrolü: Öncelikle düzeltmemiz gereken bazı yanlış bilgiler vardır. Bunlardan en önemlisi duygularla eylemi karıştırmaktır. Oysa, duygular eylemin kendisi değildir.Cinayet işleyecek kadar öfke hissetmekle cinayete teşebüs etmek farklıdır.İkinci yanlış duygularımızın bir kişilik özelliği olduğu yanlışıdır. Duygularımız kişilik özelliği değildir.Duygularımız sonrasında gösterdiğimiz eylemlerin tek sorumlusu kendimizdir.Duyguların kontrolü anlamak ve kabul etmekle başlar. Duyguları anlamak ve kabul etmek, onları zekamızın,mantığımızın ve ahlak anlayışımızın idaresine vermek demektir.


Kendi duygularımızı ayırt edebilmek kadar , başkalarının duygularını ayırt edebilmek de önemlidir. Sonrası duygularımızın oluşturacağı eylemi seçmek, onları düzgün bir şekilde sözel ya da davranışsal olarak ifade edebilmektir. En çok rahatsız edici duyguları kontrol etmekte zorlanırız. Onların ortaya çıktığı durumları düzenlemek kadar, ayırt etmek ve doğru ifade etmek de önemlidir.


 


Prof.Dr. Bengi Semerci

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram