Birey olmak, anne/baba olmak, evlat olmak, kardeş olmak, çalışan olmak, işveren olmak… Her birimizin yaşamı çok sayıda rolü uygun şekilde sahiplenebilmeyi ve rolün gerekliliklerini yerine getirebilmeyi zorunlu kılar. Bu rollerin hepsini aynı anda taşıdığımız gibi, içinde bulunduğumuz zaman ve ortam hangisinin daha ağırlıklı olacağının belirleyicisidir.


 


Öyle zamanlar gelir ki, bazı roller diğerlerinin önüne geçmeye başlar. Gece gündüz çalışıp evin yolunu unutanlar, iş yerine çocuğunu da alıp gelmek zorunda kalanlar, anne-babasının yanında çocuklarını sevmekten kendini uzak tutanlar… İşte o zamanlarda hem kişinin kendi kendisin hem de etraftakilerin bu durumdan yaşadığı rahatsızlık gözle görülür bir hal alır.


 


Ağırlığın bir rolden diğerine kayması, yani dengenin sağlanamamış olmasının en tipik örnekleri iş-aile yaşamındaki roller arasında görülür. Annelerin kafası en çok çocuk sahibi olmak üzereyken karışır. “Acaba işi bırakmalı mıyım?” Çocuklar çoğunlukla anne ve babalarıyla vakit geçiremiyor olmaktan yakınır.  Babalarsa, aileleri için gece gündüz çalışmalarına rağmen yine de onları mutlu edemiyor olmanın mutsuzluğundan bahseder. Sonuç olarak evdeki mutsuzluk işteki başarısızlığı, iş yerindeki stres evdeki rahatsızlığı tetikler durur. İçinden çıkılması zor bir kısır döngüye girilir.


 


 


Dengeyi sağlayabilmenin ilk adımı bu kısır döngünün farkına varabilmek ve bunu kırmaya istekli olmak. “Beni tüm zamanımı iş yerinde geçirmeye iten ne? Eş olarak ya da anne/baba olarak kendimi yeterli hissediyor muyum?  Başarılı olmak benim için ne demek? Başarının bana ödettiği bedeller var mı?” ve bunun gibi birçok soruyu sorarken kişiler içinde bulundukları karmaşanın farkına varabiliyorlar.


 


Bu durumu değiştirme isteği ile enstitümüz eğitimlerine katılan kişilerin çoğunlukla bahsettikleri şey koşulların onları bu duruma ittiği oluyor. İş-aile hayatı dengesizliklerinde kendi payımızı görmek, seçimlerimizin bu duruma katkısını kabul etmek pek öyle sanıldığı kadar kolay değil. Ancak bunu kabul edebildiğimiz noktada değişimi sağlayabilmek için de ne kadar güçlü olduğumuzun farkına varıp, kontrolü ele alabiliyoruz. 


 


Tek bir rolde sıkışıp kalmak tüketicidir. Hayattan keyif almanın önüne geçer. Mutsuzluk, başarısızlık, stres, umutsuzluk ve bunlara bağlı depresyon ve kaygı problemlerini beraberinde getirir.


 


Farkına varmak, değişimi istemek, nasıl yapılacağını öğrenmek ve harekete geçebilmek için bu yıl da Bengi Semerci Enstitüsü’nün hem bireyler hem de kurumlara yönelik “İş-Aile Yaşamında Denge” eğitimleri devam ediyor olacak.

Prof. Dr. Bengi Semerci

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram