Biz çok değiştik! Yakınmasını gittikçe sık duyar olduk.Sosyal
konularda olan değişimlerden yakınmanın yanı sıra bir çok toplumsal değişime de
ciddi direnç oluştuğu da bir gerçek.Özellikle yakın zamanda ülkemizde uzun
süredir devam eden, adına ister Kürt sorunu, ister Güneydoğu sorunu denilsin,
sonuçta insanların ölmesine,ailelerin parçalanmasına,ekonomik kayıplara ve daha
bir soruna yol açan süreçde başlayan değişim çabası ve ona karşı direnç gündemi
oluşturuyor. Bu konuda başlatılan çalışmalara karşı oluşan direç “Akil kişiler”
tartışması ile eylemlere dönüştü. Değişim, değişime direnç gibi kavramların
özüne bakmakta yarar olacaktır.

Değişim kötü bir şey midir?Aslında değişim 
olumsuzluklar getirse de, ilerlemedir. Kötüye doğru olan gidişin adı
gerilemedir. Gerileme değişim getirmez. O zaman değişimden niçin yakınıyoruz?
Sorulduğu zaman aslında bir çok insan değişmek isteğinden, en azından kendisine
ve yaşamına ilişkin bazı şeyleri değiştirmek istediğinden bahseder.Toplumsal
sorunların çözümü konuşulurken değişim gündeme gelir; Kanunların değişimi,
zihniyet değişimi,bakış açısı değişim diye değişim gereklilikleri sıralanır.Ama
çok istenmesine ve dilenmesine rağmen, değişime uyum sağlama ayrı bir süreçtir.En
büyük sorun değişim istemek ve yapmakta değil,değişimlere uyum sağlamakta
çıkmaktadır. Bu zorluklarla başedilemediği zaman değişimden yakınılmaya başlar.
İnsanlar yaşlandıkça yeni durumlara, değişimlere uyum sağlamadaki güçlükleri
artar. Bu nedenle özellikle yaşlılar değişimlerden yakınırlar ve kendi
bildikleri, yaşadıkları, alıştıkları şeylerin yenilerden daha iyi olduğunu
anlatırlar. Genç insanların yakınmaları ise değişimin istenen bir süreç olduğu
kadar, korkulan bir süreç olmasından kaynaklanır.
Kişilerin bireysel özellikleri benzer şekilde değişime
direnç geliştirir. Bazı insanlar değişime uyum için gerekli süreyi tolere
edemezler. Çünkü uyum kısa sürede çok çalışma gerektirir. “Aşinalık rahatlığı
besler”. Bunun anlamı insanların yeni bir uyaranla karşılaştıklarında, eski
tepkileri aynı durumla başa çıkmada yetersiz kalmasıdır.
Bu durumun yarattığı stres yeni uyaranla ilişkilendirilir. Kişi yeni uyaranı
red eder. Ayrıca yeniliğe direnç gösteren insanların, yeniliğe ihtiyaçları daha
azdır. Aynı zamanda yenilik daha fazla uyarılmayı gerektiğinden daha az
uyarılmayı tercih edenler, yeniliğe direnç geliştirebilirler.

Sisteme ilişkin değişiklikler, sistemi oluşturan
bireylerin dünyayı algılama ve yorumlama şekline bağlıdır. Değişime direncin en
önemli nedeni kişilerin gereksinimleri ile değişim arasında oluşan
tutarsızlıklardır. Eğer değişim bireyin beklentileri ve çıkarlarıyla uyumsuzsa
direnç gösterir.Bu uyumsuzluk kişisel ya da ekonomik beklentilerle olabileceği
gibi, bireyin sosyal beklentileriyle de ilişkili olabilir.İkincisi ise değişim
sonrası bireyin gücünü kaybetmekten korkmasıdır. Yeteresiz bilgi ve becerinin
yol açacağı kayıpların korkusu direnci oluşturur. Tüm bunların dışında değişim
belirsizlik demektir. Alışılmış düzen ve kurallar koruyucu, değişiklik ise
korkutucu gelir.

Değişim başlatırken,gelişmemiş bir ülkenin gelişmiş bir
ülkeyi model alması, gerçekçi olmayan beklentiler oluşturması açısından
tehlikelidir. Ama diğer taraftan da ilham verici olabilir. Geçmiş bırakılıp net
olmayan bir gelecekle karşılaşıldığında güçlü modeller ve kesin olan durumlara
gerek duyulur. Değişimin tahammül edilebilir olması için bu değişimin radikal
ve uyum sağlanabilir yanları arasında ilişki kurulabilecek çeşitli aşama ve
bölümleri arasının net resimleri çizilebilmelidir.

Değişim öncelikle istemekle başlar, sonra etkin bir
şekilde başlatmayı ve eyleme geçmeyi gerektirir.Bazı insanlar değişmeyi
güçsüzlük saysalar da bu gerçeğin tam tersidir. Çünkü gelişmenin, olgunlaşmanın
özü değişimdir. Bireysel değişikliklere gösterdiğimiz direnç, kendi
gelişimimizi, olgunlaşmamızı ve sorunlarımızdan kurtulmamızı engeller. Bazen
yardım arar ve değişmek istediğimizi söyleriz ama kendi değişimimize
gösterdiğimiz direncin farkında bile değilizdir. Bu direnci sadece bir
profosyonel değerlendirip, çözebilir. Direncimize bir grubu dahil ettiğimzide
sorun büyür. Artık direnç gösterdiğimiz değişikliğin ötesinde korkularımız
vardır. Değişim sürecinde bir katılımcı çok ön plana çıkarsa, diğerleri ona çok
güvenme ya da şüpheci olma hatasına düşerler. Değişime direnç gösterenler
gerçek niyetlerini gizliyorsa bu rahatsız edici bir etki yaratır. Ayrıca eğer
bu sosyal etkileşim, pratik ve ideolojik kavaramların anlaşmazlığı olarak
sunulursa ve temeli olmayan direncin ya da duygusal ve düşmanca dürtülerin
üzerine kurulursa, değişimin değeri düşürülebilir.Bu tür bir direnç sadece
bireye, bireyin mensup olduğu gruba değil, topluma zarar veren bir dirence
dönüşür. Değişim sürecinin her aşamasından haberdar etmek ve bilgilendirmek
direnci azaltabilir.Değişim sürecinden etkilenecek ama değişim içeriği hakkında
net bilgisi olmayanlar için, değişim hakkında bilgilenme iletişimle olur.
İletişim tekniklerinin görevi, mümkün olduğunca yayılıp anlaşmazlıkları çözmek
ve daha uyumlu sistemler oluşturmaktır. Buna rağmen anlaşmazlığın temeline
inemezler. Bu aşamada direnci düşürmenin tek yolu, dirençlerini, temelsiz,
duygusal ya da düşmanca dürtülerin üzerine kuranlara ulaşmak ve onların
dirençlerinin özü ile yüzleşmelerini sağlamaktır.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok önemli konularda
değişimler yaşanmaktadır. Değişimin olduğu yerde direncin olması
beklenilir.Değişimi yapmaya çalışanların direnç gösterenlere kızmak yerine,değişimi,
nedenlerini ve süreci toplumla paylaşmaları,anlatmaları kadar onların
gereksinimlerini, korkularını anlamaya çalışmaları değişime direnci azaltmakta
ve uyumu sağlamakta en önemli adım olacaktır.


Prof.Dr. Bengi Semerci

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail
rssyoutubeinstagram