10Ağu/15

BENDE OLMAYAN DUYGULAR – II UTANÇ

Geçtiğimiz ay kendimizde olmadığına inanmak istediğimiz, reddettiğimiz duygulardan biri olan kıskançlıktan bahsettik. Bu duygular az buz değil. Bu ay acaba hangisinden bahsetsem diye düşünüp dururken, hem grup seanslarında hem de bireysel görüşmelerde bir türlü konuşamadığımız “utanç” kendini dalgalar halinde hissettirmeye başladı. O kadar bizde yoktu ki “hayatınızda utandığınız bir anı gözünüzün önüne getirmeye çalışın” dediğimizde, 8 kişilik gruptan 3 kişinin gözünün önüne en az 35 yıllık yaşamlarından bir sahne bile gelmemişti. Oysa ki hepimiz bu duyguyla ayda en az bir defa burun buruna geliriz.   Hatırlaması, benimsemesi, paylaşması en zor duygulardan biridir utanç. Çünkü anımsamayla birlikte yeniden başlar insan utanmaya.Devamı…

10Ağu/15

BENDE OLMAYAN DUYGULAR- I KISKANÇLIK

Hem bireysel görüşmelerde hem de grup oturumlarında hemen her zaman ilk çalışmamız gereken konu duyguları öğrenmek, farketmek, kabul etmek oluyor. Kelime dağarcığı çok zengin kişilerde bile “Bu durumda ne hissettiniz?” sorusuna aldığım yanıtlar aynı: “Hiiiiiç”, “Güzel”, “İyi hissettim.” Hiçbiri aslında duygu kelimesi olmayan 3 klasik sözcük.   İyi haber: “Mutlu oldum, sevindim, heyecanlandım, şaşırdım” gibi olumlu ya da nötr yükleri olan duyguları öğrenmek, farketmek ve kabul etmek çok uzun sürmüyor. Ancak mesele geri kalan kısımda: “Öfkelendim, kırıldım, kıskandım, utandım, nefret ettim, pişman oldum” demek de, farketmek de, kabul etmek de hiç kolay değil. Bu ay bunlar arasında en zor kabulDevamı…

10Ağu/15

BİZ TÜRKLER KENDİMİZİ TRAVMALARDAN NASIL KORUYORUZ?

Türkiye’de yaşamak “yok artık bu kadarı da fazla abartılmış” diyebileceğiniz bir aksiyon filmi içerisinde olmak gibi. Deprem, terör saldırıları, her gün trafikte verilen can kayıpları, trajikomik haberler… Türkiye sürprizlerle dolu! Ve işin en enteresan tarafı da bizler başka türlü yaşamanın mümkün olabileceğini bilmiyoruz. Bu sistemin içerisinde dünyaya gelip, bu sistemin içerisinde yaşamımızı birçok zaman şans eseri tamamlıyoruz. Dünyanın başka bir yerinde yaşansa insanların günlerce konuşup, travmalarını onarmak için aylar hatta yıllarca uğraşabilecekleri konular, bizim için çok tanıdık. Hızla unuttuğumuz ama derinden bir yerden aşina olduğumuz, kanıksadığımız, hiç mi hiç yabancılamadığımız travmatik yaşantılarla doluyuz.   Eğer yaşadıklarımızın herbiri başka başka ülkelerde,Devamı…

10Ağu/15

İŞ DÜNYASINDA KİŞİLİK TESTLERİNİN KULLANIMI

KİŞİLİK TESTLERİ NEYİ ÖLÇER? İş dünyası kişilik testlerini çok seviyor. İş görüşmelerinin öncesinden başlayan test uygulamaları, iş hayatı içerisindeki birçok basamakta da kullanılıyor. Kişinin pozisyona uygun olup olmadığı, strese dayanıklılığı, çalışma koşullarına ve iş arkadaşlarına uyumu… Testlerin kullanımı, testlere göre verilen kararlar ve testlere yüklenen anlam arttıkça test uygulanan kişinin kaygısı da artmaya başlamaktadır. Teste tabi tutulan kişi hem testin kendisine hem de uygulayıcıya karşı bir direnç gösterir ve doğal yanıtlardan uzaklaşır. Aslına bakılırsa kişilik testleri kişinin bireysel olarak kim ya da ne olduğunu değil, dışa dönüklük, deneyime açıklık, sosyal yeterlik gibi birçok alanda diğer kişilere kıyasla nerede olduğunu ölçer.Devamı…

10Ağu/15

PSİKOLOG DENİLİNCE…

Yaklaşık on yıl öncesine kıyasla, ruh sağlığının önemini kavramak ve bu konuda destek alabilmek konusunda toplum olarak çok daha iyi bir konuma gelebildiğimizi düşünüyorum.  Ancak hala tereddütlerimiz, yanlış bilgilerimiz, önyargılarımız var ve bunlar ne yazık ki alabileceğimiz desteğin önünü tıkıyor. Öncelikle ruh sağlığı alanında çalışan kişileri birbirinden ayırmak konusunda güçlük yaşıyoruz. Psikolog, psikiyatr, terapist… Her birini aynı zannedebiliyor ya da birini diğerinden üstün görebiliyoruz. Böyle olunca ihtiyacımız olan yardımı kimden alabileceğimizi de bilemiyoruz. Biz psikologlarla ilgili kulağıma en çok çalınan yanlış bilgiler ve mitler şöyle:   İlaçsız tedavi yapana Psikolog denir.    Psikoloji insan davranışını inceleyen bilim dalıdır ve psikologDevamı…

10Ağu/15

AİLENİN KÖTÜ ÇOCUĞU: TELEVİZYON

Televizyon, şüphesiz, artık günlük hayatın bir parçası değil günlük hayatın kendisi… Yoldan geçen herhangi birine “Bir gününüzü anlatır mısınız?” derseniz, bol miktarda “televizyon” kelimesi duyarsınız. Bu da, biz yetişkinlerin televizyon ile kurduğu ilişkiyi anlatmak için yeterli olur. Peki çocuklar için televizyon ne ifade eder?   Televizyon bilgiye ulaşmanın en kolay ve eğlenceli yollarından biridir. Bunun yanı sıra, özellikle çocuklar için bir uyaran olma özelliğini de taşır. Bu iki boyutlu cam perdede olup bitenler, hareketler, şekiller, renkler ve sesler çocuklara büyülü bir dünyada oldukları hissini verir. Bazı annelerin “ Benim çocuğumu televizyonla beraber alıp götürseler haberi bile olmaz”  dediğini duyarsınız. BununDevamı…

10Ağu/15

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Bu ay, iş ortamındaki verimliliği ve performansı olumsuz etkileyen psikyatrik bozukluklardan biri olan Yaygın Anksiyete Bozukluğundan bahsedeceğim.  Bilişsel modele göre, insanlar, kendilerini ve yaşamla ilgili inançları nedeniyle pek çok durumu tehdit olarak algılamaya yatkın oldukları için yaygın anksiyete yaşarlar. İnançlar kişiden kişiye çok farklılık gösterebilir ancak en yaygın olarak ortaya çıkan inançlar, kabul görme, rekabet, sorumluluk, kontrol ve anksiyete belirtilerinin kendisi ile ilgilidir. Kabul görme ile ilgili inançlara örnek olarak, ‘‘ Sevilmediğim sürece ben bir hiçim’’, ‘‘Başkalarını her zaman memnun etmeliyim’’ düşünceleri örnek verilebilir. Rekabet ile ilgili olarak, ‘‘ Eğer bir hata yaptıysam bu tümüyle kaybettiğim anlamına gelir’’ düşüncesi iyiDevamı…

10Ağu/15

İŞ YAŞAMINI ETKİLEYEN SİNSİ SORUNLAR

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK Bu ay,iş ortamındaki verimliliği ve performansı olumsuz etkileyen psikyatrik bozukluklardan biri olan Obesesif- Kompulsif Bozukluk bahsedeceğim. Obesesyonlar; bireyin zihninden uzaklaştıramadığı, iradesi ve kontrolü dışında zihnine hücum eden, rahatsız edici, çoğu zaman tehdit edici, ısrarcı ve tekrarlayıcı düşüncelerdir. Bu düşünceler, çoğu zaman kişiye saçma ve anlamsız gelir. Obeseyonlar, çoğu zaman bir tereddüt içerirler ve hiçbir zaman kesin cümlelerle ifade edilemezler. Çoğunlukla; ya yaparsam, ya yaptıysam, ya olduysa veya oldu mu, olmadı mı? Şeklinde düşüncelerdir. Bu tür kontrol obsesyonları kişinin çok fazla zamanını alır ve başka şeylere odaklanmasını zorlaştırır. Kompulsiyonlar ise çoğunlukla obsesyonlara tepki olarak ortaya çıkan davranışlardır. BuDevamı…

10Ağu/15

DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLDUĞUMUZ YARGILAR

Söz konusu insan olunca, hepimizin bir fikri var. Eğer hele bir de “kişi kendinden bilir işi” diyerek yola çıkıyorsak, insanlık hepimizin uzmanlık alanı. Ruh sağlığı alanında yapılan yüzlerce araştırma ile sonuçlarını ispatlayamasak da, hepimizin bildiği demiyorum, “emin olduğu” öyle gerçekler var ki, ne dersek diyelim aksini kabul ettiremiyoruz. İşte onlardan bazıları: Öfkeni içinde tutmaktansa, vur kır parçala! Psikolojide unutmamamız gereken en temel gerçek, uçlardan kaçınmaktır. Öfkeyi ve aslında tüm diğer duyguları yaşamaktan kaçınıp yok saymak ne kadar insanı kendinden uzaklaştırıyorsa, diğer uca kayıp olabildiğine kendi odaklı yaşamak da o derece zarar verir. Öfkeyi uygun şekilde ifade etmenin onlarca yolu var;Devamı…

10Ağu/15

SOSYAL FOBİ

Bu ay sizlerle iş ortamındaki verimliliği ve performansı olumsuz etkileyen psikiyatrik bozukluklardan biri olan sosyal fobiden bahsedeceğim.  Sosyal fobi, sıklıkla ergenlik döneminde başlar ve kalabalık ortamlardan çok, küçük gruplarda başka insanlar tarafından incelenme korkusu çevresinde gelişerek, sosyal ortamlardan kaçınmaya neden olur. Bazen toplum içinde yemek yeme, toplulukta konuşma veya karşı cinsle ilişkiler sırasında gibi belli durumlarda ortaya çıkarken, bazen aile çevresi dışındaki tüm sosyal ortamlarda ortaya çıkacak biçimde yaygın olabilir. Sosyal fobi, genellikle düşük benlik saygısı ve eleştirilme korkusu ile birliktedir. Kişinin yüz kızarması, el titremesi, bunaltı veya ani tuvalete gitme ihtiyacı gibi yakınmaları olabilir. Sosyal fobinin temel özelliklerini üçDevamı…